
YENİ BİLİNCİ YARATMAK
(OLUŞ MEDİTASYONU)
Hürriyet Kalalı
(Seminer)
1- Yeni Çağın Ruhunu Anlamak
2- Değişime İzin Vermek; ama nasıl?
3- Yasaları Kullanmayı Öğreniyoruz
- BENZER BENZERİ ÇEKER
- PARÇA BÜTÜNÜN BİLGİSİNİ TAŞIR.
4- Kuantum Evrene Giriş Yapmak
5- Kozmik Bilinci Yaratmak
6- Yeni Bilinci Yaratmak. “Yeni Sizi Yaratmak”
7- Yaratma Bilimine Giriş
1- YENİ ÇAĞIN RUHUNU ANLAMAK
Misyon:
Bu çağın insanlık için (Metafiziksel/Ruhani) anlamı nedir?
Vizyon:
Bu çağın insanlık için (Fiziksel/Gezegensel/Uygarlık) açısından anlamı nedir?
Hedefler:
Birey ve toplum açısından, Misyon/Vizyon perspektifini referans kabul eden hangi hedefleri üretebiliriz
MİSYON:
" Kadim mistisizmin anlamı nedir?
" Temel metafizik sorular. (Kimiz, Nereden geldik, nereye gidiyoruz?)
" Çok boyutlu bir var oluşun insan bilinçlerinde çiçek açması
" Bu gezegende olan evrimsel siklusun sonuçlarının kozmos açısından ne anlama geldiği hakkında
" Bizden beklenen, sadece Kozmosla bir olduğumuzun farkındalığı değil, aynı zamanda kaynakla temas kurma da isteniyor. Ve evrimsel sıçramanın bu ortamda gerçekleşmesi önemli görünüyor.
" Kanallaşma bilgilerinin özellikle son 30-40 yılda evrildiği şekle baktığımızda, metafizik bir desteğin olduğunu görüyoruz. Bu destek insan varlığını adım adım bir gerçeği idrake yönlendiriyor.
" Bu gerçek insan bilincinin gerçekliği doğrudan belirlediği gerçeğidir. Bu temel önerme bugün, Fizik bilimlerde, Sosyal bilimlerde ve tıb biliminde yepyeni başlangıçlara neden oluyor. Holistik, Monist bir perspektiften insana ve evrene bakınca her şey yeni bir anlam kazanıyor.
VİZYON:
" Beyin kapasitemizin kullanmadığımız büyük bölümünün aktive olması
" DNA sarmalımızdaki 2 sarmalın on iki sarmala dönüşeceği…
" Entropinin giderek yavaşlayacağı ve en sonunda fiziksel ölümün zorunluluk değil seçim haline dönüşeceği…
" Ölüm ve ölüm sonrası diye iki kavramın kalkacağı ve ölümün ve sonrasının çok açık bir biçimde izah edileceği.
" Birçok gerçeklik olasılığının ortaya çıkacağı, ve insanlığın tek bir uygarlık tipi yaratmayıp, birçok uygarlık tipini aynı anda yaratacağı…
" Cinsellik, beslenme, ekonomi ve meslekler olgusunun bugünkü anlamının tamamen dönüşeceği..
" Güç ve kontrol kaygısının tamamen ortadan kalktığı, otonomi yaşantısının öne çıktığı, büyük organizasyonlara ihtiyacın kalmadığı bir dünya..
" Enerjinin sıfıra yakın belki de sıfır maliyetle her koşulda üretilebildiği; barınma , gıda, iletişim, ulaşım ile ilgili olarak, tüm gezegende yüksek verimlikle üretim yapıldığı; ve ihtiyacı olan herkes için bu ürünlerin karşılıksız sağlandığı bir dünya…
" Öğrenmenin, Eğitimin, evrimin yönüne bağlı olarak tamamen dönüştüğü. Ve çocukların eğitimlerinin sadece eğlence ve doğuştan getirdikleri şeffaflık ve açıklığı daha da güçlendirmek temelinde geliştiği bir dünya..
" Ve bilim yapmak isteyen insanların, çok boyutlu evren ve yaşamları insanlık ailesi için modelleyerek, evrimi yönü ve yolları için, insan kardeşlerinin seçeneklerini çoğaltmak.
" Bilim sadece evrime seçenekler kazandırmak için yapılacak, güvenlik beslenme özgürlük eğitim, ulaşım ve iletişim vb temel insan hakları artık gündemde olmayacak…Bunlar tam olarak sağlanmış olacak..Bunlar bilincin evrimine bağlı olarak oluşacağı için, bu kazanımları korumak için herhangi bir yasaya gerek olmayacak, yani hukuğun bugünkü anlamı da, yani bireyin hakkını diğerinden korumak temelinde gelişen anlamı da ortadan kalkacak…
HEDEFLER:
" Bireysel evrimimiz tek önemli şeydir. Toplumsal reform çabası toplumsal evrime katkıda bulunmaz, bireysel evrime katkıda bulunur. Bireyselliğin evrimiyle, tekliğe ve bizliğe ulaşırız.
" Birey düşlerini yeniden keşfetmelidir.
" Ve birey, bu düşlerin gerçekten kendine ait olup olmadığını keşfetmelidir. Bu değerlerini keşfederek olur.
" Değerlerimizi keşfedince düşlerimize yeniden bakıp onları yeniden keşfetmeliyiz. Değerler taşıtımızla ulaşmak istediğimiz düşlerimizi şimdiden bilmeliyiz.
" Ve düşlerimizi şimdiden yaşamaya başlamalıyız. Ve ona engel olan dışarıda bir şeyler olduğunu düşünüyorsak ki düşünürüz, Bunlar kendimiz ve hayat hakkındaki inançlarımızdır. Düşlerimizin peşine düşmeseydik fark etmeyeceğimiz engellerimizdir bunlar. O engellere şükran duymalıyız. Onları aşarken edindiğimiz güç değerler taşıtının yakıtıdır. Juan Matus; "Bizi asıl kusurlarımız erke götürecek ." derdi. Ve kelebek kozasından daha kolaycana çıksın diye ona yardım ederseniz, o uçamaz.
" İnsan değerlerini, tavizsiz bir biçimde şimdi yaşamaya başlarsa başına birçok şaşırtıcı şey gelebilir. Bunların bir kısmı bazen zalimce de gözükebilir. Fakat sonuçlar olağandışı/olağanüstü düzeyde verimlidir.
" Düşlerimiz değerlerimizi yaşayabilmek için metaforik değerdedirler. Ama ne ilginç ki, An'ı yaşamaya bu kadar adanmışken, içimizde oluşan yön duygusu bizim, düşlerimizin dışındaki hedefleri bile tutturmamıza ve ruhen de asla tahmin edemeyeceğimiz bir düzeyde tatmin olmamıza neden olur.
" Sizlere kendi rüyanızın peşine düşmek için harekete geçmeniz öneririm. Hayatın tadını çıkarın. Sevinç ve hüzün aynı anda çok tatmin edici olabilir. Yeter ki tam da olmak istediğimizi olalım, tam da yapmak yapmak istediğimizi yapalım.
" Ve her birey, kendi düşünün peşine düştükçe, bir de bakmışız ki, yeniçağın ruhunu yaratmışız. Yeniçağın ruhunu yaratmak yeniçağı yaratmaktır.
1- Kendinizi tanıyor musunuz? Siz aslında kimsiniz?
2- Sizin için hayatta en önemli şey nedir?
3- Tam anlamıyla istediğiniz hayatı mı yaşıyorsunuz?
4- Değişmek ister misiniz? Evet ise Neden?
5- Gerçekleştirmek istediğiniz en büyük hayaliniz nedir?
6- Sizce, hayalinize giden yolda size ne engel olabilir?
7- Sizce gelişmek nedir?
8- Hayatın anlamı nedir?
9- Size bir sihirli değnek versem ve bir kez kullanma hakkı versem; hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?
10- Hayatınızın amacı nedir?
Değişim ve gelişim
· Değişim kaçınılmazdır. Birey için değişim ölüm denen kesin ve toptan değişimle son bulur. Hayat için ise değişim, sonsuza dek süren bir döngüdür.
· Gelişim seçime tabidir. Gelişmeyi seçebiliriz. Gelişimi, zaten engellenemez olan değişimi yöneterek başarırız.
· Gelişmeyi neden seçelim? Bu soruya yanıt verebilmek için gelişmenin aslında ne olduğuna bakmalıyız.
o Gelişme seçeneklerimizin çoğalması demektir.
o Gelişme var oluşun işleyişini daha derin düzeyde fark etmek demektir.
o Gelişme bir üst fark ediş seviyesine çıkmak demektir. Ve böylelikle hayatımızda olan her şeyin anlam kazanması demektir
o Gelişme, bizim için önemli olanın ne olduğunu fark etmek ve ona kendimizi sadakatle bağlamak demektir.
o Gelişme geleceğin içine doğru girerken yön duygusu kazanmak demektir
o Gelişme, değer üretebilme kapasitesi demektir.
o Gelişme özgürleşme demektir. İstediğin her şeyi yapma ve istemediğin hiçbir şeyi yapmama özgürlüğüdür bu.
Dünyayı yorumlama biçimimiz öğretilmiştir.
· İnsanlar, ortaklaşa üretilmiş bir dünya yorumunun tutsağıdırlar.
o Bu yorumun temel nitelikleri
§ Kendine acıma
§ Suçluluk
§ Yargı
§ Korkmak ve beklemek. Istırabın korkusu ve hazzın beklentisi.
…..dir. Bu niteliklerle yaşam deneyimlerimizi üretiriz.
· Bu tutsaklık temel bir inanç kalıbından beslenir.
o Değersiz ve yetersiz olduğumuz inancı
· Tüm ömrümüz, değerli olmaya ve yeterli olmaya çalışmakla geçer. Ve istisnasız kimse başaramaz. Kimsenin başaramadığı kesin olduğu halde bu nafile çaba neden sürer gider?
o Çünkü insanlar kimsenin başaramadığını bilmemektedir!
o Çünkü insanlar birçoklarının başardığını düşünmekte ve başaran tarafta olmayı istemektedir.
· Başarı; Maslow’a göre;
1. Karnın doyması
3. Güvende hissetmek
4. Sevildiğini bilmek
5. Sayıldığını bilmek
6. Saygın oluşunun haklı nedenlerini üretmek
7. Ve kendini bulmak
…..şeklinde sıralanabilir
…….ilk 6 aşama kanıta ihtiyaç gösterir. Sonuncusu hariç hepsi, elde edemezsek kendimizi “değersiz ve yetersiz” hissetmemize neden olan ihtiyaçlarımızdır.
· Toplumsal hayat, değerli ve yeterli hissetmenin ölçülerinin tanımlandığı bir uzlaşmadır.
o Bu uzlaşma, son madde hariç tüm maddelerde başarıyı ön görür.
o Bu uzlaşmaya göre başarılı olmak için elde edilmesi gerekenler şunlardır.
§ Güzellik, yakışıklılık, estetik
§
§ Statü, şöhret
§ Güç
…bu maddelerin hepsi bize diğer insanların ilgilerini yönlendirme, yani kontrol etme gücü vermektedir. Bu yolla altı maddeyi gerçekleştirip kendimizi değerli ve yeterli hissedeceğimize inanıyoruz.
o Dördünü de yüzde yüzler mertebesinde başaran insanlar arasında bile yeterli ve değerli hissetme durumu kesin ve kalıcı olamamıştır.
o Toplumsal hayat, kendi var oluşunu korumak ve sürdürmek için, bu gerçeği örtbas etmenin telaşı içinde daha çok ıstırap korkusu ve daha çok haz beklentisi pompalamaktadır.
o Medyanın asıl işlevi toplumsal illüzyonu ayakta tutmaktır.
o Ancak bu sayede insanlar her sabah kalkıp üretim çarkının parçası olabilmektedir. Ve bu illüzyon sayesinde, insan kendine bir makine olarak davranılmasına izin verebilmektedir. Verimliliği düşünce değeri düşen bir makine. Toplu bilinç borsasında değer biçilen mallar gibiyiz. Bugün
o İnsanların çoğu, sigortalı bir işe, sağlık harcamalarının karşılanmasına ve bir yuva kurabilme ihtimaline başarı der. Ve yaşlılıklarıyla ilgili en büyük ümitleri ülkenin kalkınması yoluyla gelirlerinin artabileceği ve daha güvende, rahat ve konforlu yaşayabilecekleri umududur. Bu, toplumsal bilincin ürettiği illüzyonu benimsemek ve ona biçilen kadere rıza göstermek demektir. Değersiz ve yetersiz hissetmek bu rızanın temel nedenidir?
Toplumsal bilinç, değersiz ve yetersiz hissettirmek için üç yanılsama kullanır.
1- Düşleyemem, çünkü onları hak etmiyorum. Değerli değilim.
2- Düşleyemem, çünkü onları elde etmek için Yeterli değilim.
3- Düşleyemem.çünkü koşullar acımasız, haksız rekabet var. Engelleniyorum.
…..bu üç yanılsama bireyin gerçeği olduğunda, kadere rıza göstermek kaçınılmaz olur.
Bu üç yanılsamayı, ancak onların yanılsama olduklarını fark ederek aşarız.
1- Sadece var olduğum için düşlerimi hak ediyorum.
2- Düşleyebildiğim her şeyi gerçekleştirme gücüne şimdiden sahibim. Ve yola çıktığımda, doğabilecek ek donanım ihtiyacını kolayca ve keyifle elde edebilirim.
3- Düşlerimi elde etmemin önünde benden başka kimse yok. Bu bir diğerini geçmekle ilgili değil, kendi yolumda yürümekle ilgilidir.
· İşte ancak o zaman;
- Sen Kimsin?
- Yaşamını nasıl yaşamak istiyorsun?
- Düşlerin nedir?
- Senin için önemli olan nedir?
……gibi soruların bir anlamı olmaya başlar. Çünkü ancak bu anda, onların derin bir yerlere dokunan sorular olduğunu hissederiz.
Sanki, ölü toprağı üzerimizden kalkmış gibi oluruz. Canlanırız. Ve yaşamı belki de ilk kez hissederiz. Yaşamanın ve Yaşamın ne kadar kutsal olduğunu…
Ve bir gün bu dünyadan gitme vakti geldiğinde dönüp şunu söylemeyi isteriz.
Hayatımı düşlediğim gibi yaşadım. En başa dönseydim tam da aynı şekilde yaşardım.
Önerim;
- Bir an için durup içine dön ve yaşamının son gününe git. Hiçbirimiz bu gezegende çok uzun süre kalmayacağız. O son güne git ve dönüp yaşadığın ve tamamladığın hayata bak.
- Yaşamak istediğin hayat bu muydu? Bütün kalbinle evet diyorsan bu harika bir şey! Ama keşkeler bir doluysa, pişmanlıklar bir doluysa, o zaman şimdi değişmek zamanıdır.
Önerim;
- Düşlemeye başla! Böylelikle kendini keşfetmeye ve hayatının anlamını üretmeye başlarsın.
- Sonsuzluğun içinde bir eşi olmayan varlığının bu gezegende neden bulunduğunu merak et! Bu merak seni yaşama amacına götürecektir.
- Doğal ilgilerine bak. Seni kendine çeken her şeye bak. Yaşama amacın onların içinde olabilir.
- Senin için önemli olanı içine sor. Toplumun empoze ettiği değerlerle, doğuşunla getirdiğin değerlerin arasındaki farkı hisset. Kendi değerlerini bul!
- Değerlerine sadık kal. Bu sadakat seni düşlerine ve kendine götürecektir.
- Engellerin hepsinin, istisnasız hepsinin, düşlerine ve kendine giden yolda desteklerin olduğunu bil.
- Engellerin hepsi, değersiz ve yetersiz hisseden benliğine bir kanıt olarak toplum tarafından üretilir. İlginç olan, bunu her fark ettiğinde, aynı engeller desteklere dönüşür.
- Yaşam muhteşem bir gizemdir. Sık sık gökyüzüne bak. Var oluşun gizemini hisset. Gizemi solu.
- Sık sık gözlerinin içine bak. Kendi gözlerinin içine ve hayatı paylaştığın herkesin gözlerinin içine bak. Yeterince uzun süre bakarsan, orada derinlerde “gerçek sen”i göreceksin. “Hadi gel, düşlerimizi birlikte gerçekleştirelim.” diyen varlığı. O sensin! Muhteşemsin!
- Sevdiğin şeyleri çok yap.
- Risk al, her konuda, her alanda risk al. Dostluk, iş, aşk…Ve asla sevdiğin insanları deneme!
- Her günü son gününmüş gibi yaşa. Çünkü öyle olabilir. Toplumsal hayatın en büyük yanılsaması, ölümü unutturmayı başarmasıdır ve ölümsüz gibi hissettirmesidir. Fakat ölümlüsün. Ve her birimiz çok da uzak olmayan bir vadede bu dünyadan gideceğiz.
- Kaçınılmaz ölümün karşısında yaptığın seçimler var. Ölümünü bir numaralı danışmanın yap. Başına ne gelirse gelsin, hayattasın. Ve ölümünle karşılaştırıldığında hiçbir şey o kadar önemli değildir.
- Geçmiş ve gelecek kavramsaldır. Mevcut değildir. Düşlere giden yol şimdinin kapısından geçer. Gelecek şimdinin içindedir. Bu anın değerini bil. Çünkü elinde olan tek hazine budur.
- Düşlemeyi unutma. Yaşam amacının peşine düş. Ama unutma onu sadece şimdide bulabilirsin.
- Şu anın hakkını ver; ver ki düşlerin gerçek olsun. Hayatın derin bir anlamla dolsun. Ve böylelikle kendini keşfet. Bu muhteşem yolculuğun özü budur.
- Sen sensin! Var oluşun nedeni ve anlamısın! Sakın unutma, hiç değişmeyecek olan tek şey budur.
3- YASALARI KULLANMAYI ÖĞRENİYORUZ?
· BENZER BENZERİ ÇEKER
· PARÇA BÜTÜNÜN BİLGİSİNİ TAŞIR.
Çekim yasası, temel iki evrensel yasadan biridir. Birinci yasa, “Benzer benzeri çeker.”, ikincisi ise “Parça bütünün bilgisini taşır.”adını alır. Aslında bu iki yasa ezoterizmin özünde mevcuttur. Ve çağlar boyu saklı bir bilgelik olarak süre gelmiştir. Gündelik hayatta, nerede majik (büyüsel) bir uygulama görürseniz, aslında bu iki temel yasanın uygulamalarını görmüş olursunuz.
“Benzer benzeri çeker ve parça bütünün bilgisini taşır.”
Benzerin benzeri çekmesi, “Aynı titreşimsel fazda olan düşünceler, duygular, hisler birbirlerini cezbederler, birbirlerine yaklaşırlar, bütünleşirler ve büyürler.” demektir.
Parçanın bütünün bilgisini taşımasına gelince; yeniçağ bilgeliği ve bilimi içindeki son gelişmelerle, özellikle kuantum fiziğindeki son bulgularla birlikte, holografik evren görüşü bir hipotez olmaktan çıkmıştır. Giderek çoğalan kanıtlar evrenin bir hologram gibi devindiğini göstermektedir. Çok daha ilginci şu ki, bilincin bedendeki merkezi olan beynin de bir hologram gibi çalıştığı anlaşılmıştır. O yüzden üstatlar , “Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır. Yukarısı aşağıya benzer. Makroda olan ve mikroda olan aynıdır.” demişlerdir. Ve üstatlar gerçeği arayan insana şu temel yönergeyi vermişlerdir. “Kendini bil!” Çünkü sen kendini bilince diğer her şeyi de bilmiş olursun . Çünkü parça bütünün bilgisini taşır.
Parçanın bütünün bilgisini taşıdığı bilgisi, çekim yasası bağlamında ne işe yarar?
Bu yasaya göre, var oluşun içindeki her frekansın bizde bir karşılığı var demektir. Bu şu anlama gelir. Herhangi bir duygu düşünce ya da hissi hayatımıza çekmek istiyorsak, bunu elde etmek için dışarıdaki dünyaya yönelmemize gerek yoktur. Çünkü istediğimiz düşünce, duygu ve hissi içimizde yaratmak zaten mümkündür. Çünkü o bizde şimdiden mevcuttur. Çünkü dışarıda olup da bizde mevcut olmayan bir titreşim yoktur.
Şu açıktır ki, bu iki yasa belirli bir titreşimsel fazdadır. Bu titreşimsel fazla doğrudan uyum yapamayan bilinç, ona yaklaşmanın yollarını aramıştır. Aslında diyebiliriz ki, tarih boyunca var olan tekamül felsefesinin amacı, insanın gerçekliğini istediğince şekillendirebileceği, ona istediği anlamı yükleyebileceği; varlığının böyle bir cevhere sahip olduğunu fark etmesini sağlamaktı. Yani bu yasaları uygulama yeterliliğine şimdiden sahip olduğunu fark etmesini sağlamaktı
İşte tekamül felsefesi, insanoğlunu asıl gerçeğe adım adım yaklaştırmıştır. 21. yy’ın ilk çeyreğinde karşımızda olan gerçek, tekamülün gelişme ve yetkinleşme diye tanımlayabileceğimiz devresinin tamamlandığıdır. Bugünkü tekamül perspektifimiz, yaşamın anlamını içimizde bulmakla, yaşamın anlamını istediğimizce üretmekle, yaşamımızı istediğimizce yoğurmakla, şekillendirmekle ilgilidir.
“Yaşamımın anlamı benim. Onu istediğimce yaratıyorum.”
Gördüğünüz gibi çekim yasası yeni değildir. Fakat o kolektif bilincin doğasına güçlü bir giriş yapacak kadar, ve kolektif bilinç de bu olasılığı incelemeye hazır olacak kadar güçlendi. Bireyselliğin büyüsü insanlık ailesini derinden sarıyor. Tek tek kendi var oluşunun sorumluluğunu yüklenmeye hazır insan sayısı giderek artıyor. Bugün, çekim yasası artık kolektif bilincin içine sızıyor. Bu durum, bir bitkinin köklerinin kayanın içinde ilerlemesi gibi, insanlık yaşam öyküsünü parçalıyor. İnsanlığın dünya tanımını çözüyor. Her bir insanı sonsuzluğuyla karşı karşıya getiriyor. Bireyi, yaşamının sorumluğunu sonsuzda alması için yüreklendiriyor. Tek başına geçilmesi gereken köprüyü geçmeye yüreklendiriyor.
Düşlerini elde ederken bunu çabasızca ve keyifle yapan bireyler ne kadar özgün olurlarsa ve ne kadar farklı kollarda hareket ederlerse etsinler yaptıkları seçimler ve davranışlar ortak bir ana kalıba oturmaktaydı.
İşte bu ortak ana kalıp benzer benzeri çeker yasası ve parça bütünün bilgisini taşır yasasıdır.
Özetle, bundan sonra, Kişisel gelişim veya Ruhsal büyüme dediğimizde bu iki yasanın farkındalığı içinde yapılan yaratma pratiğini anlıyoruz.
Kişisel Gelişim ya da Ruhsal büyüme çalışması dediğimizde de, bu süreci birey için kolay kılan metot yapılarını anlıyoruz.
4- KUANTUM EVRENE GİRİŞ YAPMAK
Kuantum fiziğindeki son gelişmeler şaşkınlık verici,
1- Buna göre evrende var olan her şey kendini sebebi..Kuantum evreninde nedensellik prensibi işlemiyor. Olan bir şeyin bir sebebi olmak zorunda değil..Ve olan bir şey sebepler sürekliliğini bizim zihnimize göre geriye doğru yaratabiliyor. Yani Kuantum evreninde zaman geçmişten geleceğe doğru akabildiği gibi gelecekten geçmişe doğru da akabiliyor. Biz referansı nereden alırsak Kuantum evreni o mantığı tamamen ters yüz edebilecek bir dinamizm gösterebiliyor.
2- Kuantum evreninde aslında sınırları sonsuz kayan bir dalga okyanusunun içinde var oluyoruz. Yani aslında biriz, bütünüz. Ve bireyselliğimiz tamamen bir yanılsama. Bu yanılsamayı yaratan ise, Kuantum evreninin tamamen zeki, farkındalık dolu bir varlık oluşu ve bu varlığın kendinin farkına varışının sonsuz yolla kendini tekrar edip durması. Bizler, bireyselliklerimiz, bu bütünsel ve sınırları sonsuz kayan tek varoluşun kendi idrak anları gibiyiz.
3- O yüzden bilincimizi dışarıya odakladığımızda, bu dikkate eşlik eden niyetimize göre, kuantum alanının sınırsız potansiyellerinden kendi gerçekliğimizi örüyoruz. Aslında Kuantum alanında tek bir gerçeklik referansı yok. Sadece bilincin gerçek kılacağı sonsuza kayan potansiyeller var. Öyle ki, bu potansiyelleri bile bilincin düşleme kapasitesine göre biz sınırlıyor ve hatta bu potansiyelleri yaratıyoruz. Yani İnsan Kuantum alanında önce kendi bilinmeyenini yaratıyor ve sonra bu bilinmeyen demetinden bilmek istediğini seçiyor ve hayata geçiriyor.
4- Bu durumda çevremizde uzanıp giden tüm hayat ve olaylar bizimle bir şekilde bağıntılı olarak var oluyorlar. Ve buna karşın biz bu dışımızda uzanıp giden var oluştan tamamen özgürüz. Çünkü çevremizi saran var oluş bizden bağımsız olarak var olamaz. Biz bunu bir kez anladığımızda ondan özgür olmak yoluyla yeniyi yaratmaya ve eskiyi dönüştürmeye hazır hale geliriz. Bizimle bağıntılı olarak var olabilen bir evreni değiştirmenin en kolay yolu önce onun varlığını olumlamak ve ondan özgürleşmektir. Asıl sorumluluk işi bütünüyle görmek ve onda çıkarılacak ya da eksiltilecek hiçbir şeyin olmadığına uyanmaktır. Toplam değişim bundan sonra olanaklı hale gelir.
5- Nesnel evrende, yani bizim algıladığımız boyuttaki evrende, soyut ya da somut bir şeyi yaratmak istediğimizde yapmamız gereken tek şey, onu şimdiden olmuş gibi hissetmektir. Ve Kararlı niyet durumunu sürdürmektir. Yani o şimdiden zaten olmuş gbi davranmak ve bu davranışta sebat etmektir. Bu durumda Kuantum alanı bir tampon zamanla o durumu nesnel evrene yükseltgeyecektir.
6- Kendimizi tanımlamamıza neden olan benliklerimiz, kuantum alanın kendinin bilincine varmasına hizmet ederken, bu benliklere tutunmamız, algımızın özgürce başka benlikler yaratmasının önüne geçmekte, ve kuantum alanının çözücü etkisine maruz kalan benlikler yok olmamak için acı çekmekte. Ama zaten mevcut olmadıkları için de sonunda kuantum alanında erimektedirler. İşin sırrı, benliklerimizin içinin kuantum zekanın ifadeleri olduğu ama çerçevesinin sanal olduğuna uyanmaktır. Algılayan sonsuza dek yeni benlik ifadeleri içinde yaratmanın hazzını ve farkındalığını sürdürebilir. Biz benliklerimiz değil, sınırları sonsuz kayan kuantum alanının algılayan zekasıyız.
7- Kuantum fiziğindeki son bulgular bizim birer algılayan olduğumuzu; Kuantum var oluşun kendini algılama edimi olduğumuzu anlıyoruz. Bizler bu edimin kendisiyiz. Benlikler bu algılama ediminin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Ve sonra bu benliklere tutunarak onları korumaya çalışıyor ve onların mutlak değerler olduğuna hükmediyoruz. Ve algılayan olarak kararlı niyetimizle bu benlikleri uzun zamanlar boyunca hayatta tutabiliyoruz. Ama öyle zamanlar gelir ki, insanlık saklamaya, korumaya çalıştığı benliklerinin hepsini yitirir. Kuantum var oluş verdiği her şeyi er ya da geç geri alır. Tarihe baktığımızda, binlerce kültür ve benlik yapısı sonsuza karışmıştır. Bugün insanlık algılayanın tüm özgürlüğünü ele geçirecek bir uyanıklığa doğru gidiyor. Algı varlığı olmanın kutsallığına, ve benliklerin tümünün yaratmak ediminin parçası olduğunun ayırtına, ve her bir varlığın kuantum alanının ifadesi olduğunun farkındalığıyla tekliğin bilincine doğru kayıyor. Her birimiz bu sonsuz tekliğin özgün yorumlarıyız ve bu yorumu sonsuzca genişletebiliriz.
Kuantum fiziğindeki son bulgular bir bilinç devrimine işaret ediyor. Geleceğin dünyası insan bilincinin içinden doğuyor…
5- KOZMİK BİLİNCİ YARATMAK
(OLUŞ MEDİTASYONU)
Özetle;
· İletişimin anlamı aldığın tepkidir.
· Haklılılık ve öfke duyumsaması benlik elbisesini giydiğimiz ve benliğimizi savunduğumuz anlamına gelir.
· Damla okyanus olduğunu bilmek için damla olmaktan vazgeçmelidir. Bunu diğerlerini beklemeden her birimiz kendimiz için yapıyoruz.
· Ne söylediğimizden daha çok nasıl söylediğimizdir önemli olan. İletişimde sözcüklerin önemi % 7 sesin niteliği ve bedenin davranmışları % 93 ü oluşturmaktadır.
· Bu çalışma öz olarak, her birimizin kozmik bilinçle yada yüksek benliğiyle (nasıl tanımlamak bize uygunsa) kopmaz bir bağlantı hattı kurmasıyla ilgilidir. Ve eş zamanlı olarak zihnimizin içeriğinden bağımsızlaşma egzersizi yaparken, var oluşun kaynağıyla temasta olmak meselesidir.
· Yani Ruh ve Mutlak birdir. Atman ve Brahman birdir deneyimini yaşamamızdır. Bu, Sufiler için hiçliğe dalınç yapmak, ya da tasavvuf erbabı için fenafillah, Buda için Nirvana, Zen Budistler için satoridir. Bu kaynakla şimdi burada birliğin idrakidir.
· Çağımızda, Mutlak-Varlık birliğinin idrakinin kazandığı derinliğe bağlı olarak, kozmik bilinçle bağlantı hattı eş zamanlı olarak gelişiyor. Zannımca, Kozmik bilinci biz yaratıyoruz. Ve kozmosun ihtiyacı olan bu yeni versiyon kozmik bilinçtir.
· İşte bu çalışmanın asıl misyonu budur. Kozmik bilinci yaratmak.
6- YENİ BİLİNCİ YARATMAK. “Yeni Sizi Yaratmak”
İnsanlık yaşam öyküsü, Yeni Bilinci yaratmanın öyküsüdür.
Bu gezegen üzerindeki 2 milyon yıllık insanlık evrimi öncelikle, toplu bilincin tekamülü için tasarlandı. Ve bu aşama tamamlandı. Şimdi bireyin kuantum sıçramayla kendi tekamülünü başlatması aşamasındayız
Tarih içinde toplu bilincin dışına taşarak asıl amacın ışığını fark etmiş insanlar hep olmuştur. Bu insanlar çoğunlukla evrimin dramatik yolculuğunda ışık tutucuları olarak görev almışlardır.
Asıl amaç insanın kaynakla birliğini idrak etmesi ve bu idraki ifade etmek yoluyla somutlaştırması, tezahür ettirmesi olmuştur. Şimdi bu amaç tüm insanlığın gözleri önündedir.
Buna yaratmayı bilinçlendirmek diyoruz.
Yeni bilinç yaratmayı bilinçlendirerek, Yaratma Bilimini yaratıyor.
Yeni bilincin kriterleri nelerdir?
1- Kendin için var olmak
2- Kendin için yaşamak
3- Kendin için istemek
4- Kendin için neden istediğini bilmek
5- Kendini bulmak
6- Kendin olmak
7- Bütünle bağının bilincine varmak
7- YARATMA BİLİMİNE GİRİŞ
1- Neyi istemediğini bilmek
2- Neyi istediğini bilmek
3- İsteğine ulaştığında ne hissedeceğini bilmek
4- Ne kadar zamanda ulaşacağını bilmek
5- İsteğin sadece sana ait olduğun bilmek
6- Sonucun yolculuğa değdiğini bilmek
7- Sonucun seni desteklediğini bilmek
21. yy, Yaratma Bilimi’ni yaratacağımız bir yüzyıl olacak. Hatta şimdiden başladı bile.
Yaratma bilimiyle önce Yeni bilinci yaratıyoruz. Yeni bilinç ise yeni dünyamızı yaratıyor.
Tüm bu süreç aynı anda eş zamanlı olarak yaşanıyor..
YENİ BİLİNCİ YARATMAK çalışmasında insanlığın evrim tarihine bir göz atıp, geldiğimiz noktanın sorumluluğunu yükleniyoruz. O sorumluluk Yeni Bilinci yaratmak sorumluluğudur.
Yeni Bilinci yaratmak Yeni dünyamızı yaratmaktır.
2. Seks yapma olanağı
- Yaşamının Anlamı nedir?