
DOĞADA DÖNÜŞÜM
UYGULAMALARI
NE YAPIYORUZ BİZ?
Yaşamın Trendleri:
Bedeni bir makine gibi düşünmek ve sanki sadece
hastalandığı zaman bakıma ve ilgiye ihtiyacı varmış gibi yaşamak, kendimize bir
araba muamelesi yapmak; içinde yaşadığımız son çağın, güya doğal, güya
gereklilik sayılan bir yaklaşımı, bir tarzı haline geldi.
Bu durum öyle bir hal aldı ki arabasına periyodik
bakım yaptıran biri, dişleri çürüyüp acı dayanılmaz hale gelmeden doktora
gitmez oldu! Sözüm ona gelişen teknoloji ve bunun yarattığı yeni trendlerin
patronları, insan tüketiminin en ucuz kaynak olduğunu düşünerek bunu
beslediler. Kendisine tüketilecek bir meta olarak bakılmaya başlanan insan,
zamanla kendisi de kendi bedenine bir tüketim nesnesi olarak davranmaya
başladı. Bu yeni trendin patronlarının, bu güç odaklarının yakınında bulunmak,
bu ortamlarda iş sahibi olmak da aynı şekilde güce delalet sayılır hale geldi.
Görünen o ki Faust’ un şeytanla anlaşması artık güneş altında imzalanıyor. Aradaki fark ise, karşılığındaki
vaatlerin sadece yaşamını idame ettirmeye yetecek denli kaynak üretebilmesi!
Dünya değil vadedilen! Yokoluşun tutsaklığı!
Bu ağır döngüleri içinde, insan, çoğu zaman olan
bitenin farkında olamadan kendini bölgesel, ülkesel ve bazen de dünya çapında
yükselen trendlere göre algılamaya başlıyor. Bunları referans kabul edip
kendini yeniden tanımlıyor, kişisel değer ölçümü yapıyor.
Neredeyse kendi yaşamı da, günlük iniş çıkış
gösteren borsa verilerine, döviz kurlarının değişimini gösteren haftalık değer
eğrilerine benzer bir yaşama dönüştü. Bir ay, yaptığı başarılı çalışmalar ve
aldığı yeni formasyonlarla prim yapıyor, ertesi ay, aynı değerlerde sabit bir
seyir izliyor, sonraki ay ise, yükselen yeni trendlerin referansıyla düşüşe
başlayan bir eğri sergiliyor! O ay Sinem hanım %8 prim yaparken Turan Bey %12
değer kaybediyor.
Günlük Senaryo:
Bütün bu işleyiş içinde bilincimizin ikamet
ettiği yer olan bedenimize gereken önemi vermediğimizi hepimiz zaman zaman fark
ederiz. Günlük temponun bizi fazlaca yorduğunu, trafiğin, gürültünün, hava
kirliliğinin bizi strese sokup yıprattığını düşünürüz. Ama bu farkındalık fazla
uzun sürmez, ve yeniden günlük yaşamın çözümlerini bulmaya odaklanır kaybolur
gideriz, ta ki, inecek olduğumuz otobüs durağına geldiğimizi, otomatik bi
şekilde fark edene kadar! Otobüsten iner, araçların egzoz dumanlarını soluyarak
koşuşturur diğer bir araca bineriz.Yaşadığımız strese de umudun maliyeti der
geçeriz!
Ve bir sabah kalkamayız yatağımızdan; beden
günler önce yeşil ışıktan turuncuya geçmiş, sinyal vermeye başlamıştır ama, pek
fazla aldırış göstermemişizdir. Bu sabahsa kırmızı yanmaktadır.
Dışarıda trafik akmaya devam etmektedir ama bizim
aracımızın bir adım daha gidecek hali kalmamıştır. Yaşamın trafiği bizim için
durmuştur. Akla ilk gelen ecza dolabıdır. Bir gün önce zıplanarak kalkılan
yataktan şimdiyse sürünerek çıkar kahramanımız, ve en son, bi önceki
hastalanışında baktığı ecza dolabına bakınır tanıdık bi ilaç ismi arayarak.
Bedenine aldığı her şeyin onu oluşturduğunu,
kendisini yarattığını görmezden gelir; geçen yıllar boyunca bedeninin azar azar
zehirlenişini görmezden gelir ve iki sayfalık yan etkileri olan ilaçlardan bi
kaçını daha yutuverir; öyle kolayca!
Makineyi yeniden çalışabilir hale getirmek için
öğrenilmiş en hızlı yöntemdir. Bu durumda bile düşünülen, aslında sağlığı
yeniden kazanmak değildir. Doktor bir makine teknisyenidir ve tamir için
kendisine başvurulur. Hasta geçirilen her gün, kaybedilen iş gücü ve azalan karlılık
demektir. Kişi bir makinedir ve hızlıca tamir edilip işe dönmelidir. İlginç
olan şey ise, kişinin kendisinin de buna inanır hale gelmesi ve hastalandığı
için kendini suçlu hissetmesi!?
Kendisi başka bir makinenin kapsama alanında
üretim yapan sınırlı sorumlu bi makinedir ve o da daha büyücek bi makine olan
şirketine karşı sorumludur. Şirketi de, kendinden başka irili ufaklı
makinelerle işbirliği halinde çalışan büyük bir geminin makine dairesini,
güvertesini, kamaralarını, gövdesini oluşturur. Ve, denizde yüzen böyle
binlerce gemiden yalnızca biridir kendi içinde bulunduğu gemi...
İnsan ailesinin bi parçası olur birey bu şekilde!
Bilindik bir güven duygusu verir bu. Belirginliğin, tanımlılığın güveni. Gemide
kalmaya devam etmeninse tek bi yolu vardır: İşlevselliğini sürdürmek.
Evet! Makineyi yeniden çalışabilir hale getirmek
için öğrenilmiş en hızlı ve en kolay yöntemi kullanır kahramanımız! Bir kaç
ilaç yutar.
Hızlanan yaşamımızla birlikte tedavi süreçleri de
buna uygun şekilde kısaldılar. Aynı futbol maçlarındaki oyuncuların durumu
gibi. Yaralanmalarda hızlıca, geçici tedavi yöntemlerini kullanıp maçı
kurtarmaya çalışıyoruz. Yaralı bölgeyi uyuşturuyor hissizleşiyoruz. Maçı
kurtarıp, bitkin bi halde düşüp kalıyoruz. Kurtarılacak maçların sayısına her
gün bir yenisi eklenince de beden isyan ediyor, aşırı yüklenme sebebiyle
sigortalar atıyor, işlevsiz kalıyor.
Ve insan; asıl daha büyük bir maçı kaybediyor.
Beden yenik düşüyor.
Yeni Senaryo:
Bilmek Yapmaktır!
Biz şimdi senaryoyu değiştiriyoruz! Biz şimdi,
bildiğimizi düşündüğümüz, ama yalnızca zihnimizdeki bir düşünceden
ibaret olan, "Doğada Olma" ve "Doğaya Uyumlanma"
uygulamalarını hayata geçiriyoruz.
Bedenimizi doğrudan eyleme sevk ediyor, doğrudan
tecrübeler yaşıyoruz.
Biz şimdi “An”ın farkına varıyoruz.
Bağrından kopup geldiğimiz anamıza, doğamıza,
geri dönüyoruz...
Orada, biliyorum her
zaman insan ayağının basmasının özlemlendiği yerler vardır.
Küçük bir kaya, bir
toprak parçası bunu bekler belki de geçen her günün ardından,
Kim bilir, belki bir gün
bir dağcı gelir de yakınından geçer, belki üstüne basar,
dokunur ona,eline aldığı
gibi sevinçle fırlatır göğe...
Belki de çadır kurar
üstüne, bütün gece onunla kalır; uyur koynunda,
Diğer topraklar
kıskanmazlar onu, aralarında çekememezlik yoktur.
Dağcı onların bütünlüğünü
sever,
Hepsini sever,
Çünkü hepsi BİR,
Ve onlar da
bunu bilirler.
.....